Görüntünün yahut dokunun bozulması endişesi sadece bir
bahanedir ve asıl mesele Taksim’e inşa edilmesi düşünülen yapının “cami”
olmasıdır. Murat Bardakçı yazdı.
Taksim konusunda çok yakında uzun sürecek bir meydan savaşı, kıran kırana bir mücadele yaşanacak…
İlk taciz atışını Şehir Plancıları Odası yaptı ve Taksim’e cami
projesini iptal isteğiyle mahkemeye götürdü ama İstanbul Birinci İdare
Mahkemesi, talebi reddetti. Oda yetkilileri, bazı mimarlar ve aklına
esen başkaları birkaç günden buyana mahkemenin kararını eleştiriyor ve
“Taksim’e inşa edilecek caminin, meydanın görüntüsünü bozacağını”
söylüyor…
Şimdi, işin doğrusunu konuşalım: “Görüntüsünün bozulacağından” endişe
edilen Taksim Meydanı sadece İstanbul’un değil, dünyanın en çirkin
meydanlarından biridir! Cephesinde AKM dedikleri terkedilmiş bir heyulâ,
bir biçimsizlik âbidesi durur; bir köşesinde üçüncü dünya
başkentlerinde rastlanan sevimsiz bir otel binası vardır, diğer
köşesinde de mezbelelerin arasından roketle kazık kırması tenekeden bir
minare gözünüzün bebeğine saplanır. Tarlabaşı tarafında ise daha da
beter, bakımsız, yıkıldı yıkılacak yapıların resmigeçidi vardır… Bütün
bu çirkinliklerin ortasında da bizim değil, İtalyan bir mimarın, Pietro
Canonica’nın eseri olan bir anıt yükselir ve anıtın arka tarafı
polislerle, panzerlerle, parmaklıklarla doludur.
Bu meydanda geceleri dolaşmak ise erkeğin tinercilerin, kadının da
tacizcilerin dehşetine uğraması ihtimali yüzünden başka bir derttir:…
TAKSİM VE CONCORDE
Cami inşa edildiği takdirde görüntüsünün bozulacağından endişe edilen
Taksim Meydanı işte böyle bir yerdir. Diğer memleketlerin güzellikleri
ile nam salmış Concorde, Trafalgar yahut Times gibi meydanları ile
genişlik veya estetik bakımından hiçbir şekilde mukayese edilemez.
Taksim’in böylesine çirkin olmasının ise tek bir sorumlusu vardır:
Meydanı bu hâle getiren, bütün o şekilsiz binaları diken, mekân
varoşlaşırken ağzını açıp tek kelime etmeyen o zamanın mimarları ve
şehir planlamacıları! İstanbul’un bir zamanlar çok güzel olan bir başka
meydanını, Bayezid’i de katledenler, ortadaki güzelim havuzu yokedip
meydanı merdivenli ve ucuz bir mahalle pazarı haline getirenler de yine o
mimarlardır.
Ortaya konması hakikaten çok büyük çaba gösteren bu çirkinlikleri
görünür kılıp hayata geçirmeyi mükemmelen becermiş olan o devir
mimarlarının yeni nesli, yani geçtiğimiz senelerde Beşiktaş’ın da canına
okuyup meydanı ucuz işporta cennetine çevirenler, şimdi “dokunun
bozulacağı”nı söyleyip Taksim’e cami inşasına karşı çıkıyorlar.
Görüntünün yahut dokunun bozulması endişesi sadece bir bahanedir ve
asıl mesele Taksim’e inşa edilmesi düşünülen yapının “cami” olmasıdır.
BİR EYLEM HABERİ
Taksim tartışması daha uzun müddet devam edeceği için cami meselesine
şimdiden temas etmeyecek ve ajansların geçen hafta başında verdikleri
ama gazetelerimizde pek yer bulmayan bir haberi nakletmekle yetineceğim:
15 Haziran tarihli haberde “…Meydanda düzenlenen eyleme katılanlar
ezanın yüksek volümde okunmasını ve cuma günleri camiye sığmayan
cemaatin namazlarını cami dışında kılmasını protesto ettiler. Hükümeti
camiye izin verdiği ama ezan ile cuma namazı konusunda girişimde
bulunmadığı için kınayan eylemciler, bir de imza kampanyası başlattılar”
deniyordu.
Eylemin küçük bir grup tarafından Taksim’de yahut ezan sesinden
rahatsızlık duymanın şimdilerde pek bir moda olduğu İstanbul’un bir
başka semtinde yapılmış olduğunu düşündünüz değil mi?
Hayır! Haber bizim buralardan değil Bulgaristan’dan geliyordu; ırkçı
Ataka Partisi tarafından Sofya’da Müslümanlar’a ait tek açık ibadethane
olan 1560′lardan kalma Banyabaşı Camii’nin önünde düzenlenmişti.
İki olay arasında farkı da siz bulun…